© 2018 by Intent To Change Consulting. 

Proudly created with Wix.com

  • Şebnem Gürün Özeren

Why I Was Hit By Agile Philosophy?

(Makalenin Türkçe'sini okumak isterseniz, lütfen aşağı doğru ilerleyin. Teşekkür ederim)


The most important reason why I was so deeply hit by Agile Philosophy is because of its values, principles, and in particular its “mindset”...


Agility contains and embraces many disciplines that I have experienced and tried to use throughout my business and personal life. Agile handles very effectively disciplines like; Lean management systems, project management, inclusive leadership, employee engagement, systems perspective, team coaching, coaching, mentoring.


The main point of philosophy of Agility is to see the external customer as a “stakeholder” beyond the classical perspectives that we can trust and cooperate with the win-win principle. This partnership enables us to satisfy the customer's wishes and needs through “continuous value delivery” and so customer satisfaction.


While creating this effect with the external customer, one of the most important contribution of agility is to see our internal customers – our employees - as our value.


This contribution brings the opportunity to work with people who can manifest themselves in confidence, realize and live their own potential, take initiatives, experience different experiences and learn from these experiences instead of bureaucracy, strict control processes, intimidation, threats, etc.


Lean & Agility


I was also excited to realize that agility was arm-in-arm with “lean management systems”, which I had the chance to experience in the automotive industry for 10 years.


In both disciplines, it is critical to reduce / eliminate waste (like activities, processes that do not add value to the customer) and to offer “value” to the customer.


Both have a “people-oriented” management approach. In both; focused, competent, motivated and responsible employees are at the heart of the organization.


“Visual management” is well used in both.


In both, trying new things and changing/transforming for better, is the heart of the work. That is why tools such as “value stream mapping” is used effectively in agile transformations.


What really strikes me about the agile mindset is the extent

that is compliant with the concept of “Learner and Judger Mindset” which I have

learned in coaching training in 2013. It is so important for me; because when I

ever I feel stuck, sad, hopeless; “Learner Mindset” is the thing that takes me

our of this emotional phase and always makes me find a greater meaning of what

I am experiencing.


When we are phasing any difficulties, problems; we often find ourselves in a judgmental mindset without even realizing it.


Whose fault is this?

Why did this happen to me / us?

How can I take control?

Why didn't I think about it before?

Why should I try?


Such questions go through our minds. With these and similar questions, we sometimes judge others and sometimes ourselves. We feel frustrated, tense, belligerent when judging others; unhappy, anxious, restless, inadequate when judging ourselves. These feelings do not help us, whether we judge ourselves or others. Prolonged exposure to such emotions may even cause loss of health.


Whatever the situation is, approaching with questions such as


• If there is a small truth here, what is it?

• What can I learn from this experience?

• What is my responsibility?

• What do I need now?

• What are my options?

• What is currently possible?


Allows us to develop a completely different perspective and feelings such as stuck, tightness, anger can be replaced by curiosity, enthusiasm, learning, and gratitude.

With Agile mindset, it is possible to manage organizations with a learning mindset and to get the roots the company culture from these values. That's why I'm so excited 😊


Wouldn't you want to be in this kind of a transformation?


With my love and respect…



Agile/Çevik Felsefeye Neden Vuruldum?

Agile/Çevik felsefeye bu kadar derinden vurulmamın en önemli nedenleri; onun, değerleri, ilkeleri ve özellikle de “zihniyeti” oldu. Agility (çeviklik) iş yaşamım boyunca deneyimlediğim ve yaşamımın her alanında kullanmaya çalıştığım birçok disiplini içinde barındırıyor.


Yalın yönetim sistemleri, proje yönetimi, kapsayıcı liderlik, çalışan bağlılığı, sistem bakış açısı, takım koçluğu, koçluk, mentörlük gibi birçok disiplini son derece etkili bir biçimde ele alıyor.


Agility (çeviklik) felsefesinin vurgusu, dış müşteriyi klasik bakış açılarının ötesinde, güvenebileceğimiz, kazan kazan ilkesi ilkesiyle iş birliği yapabileceğimiz bir “paydaş” olarak görmektir. Bu paydaşlık, müşterinin istek ve ihtiyaçlarını “sürekli değer teslimi” yoluyla tatmin etmemizi ve müşteri memnuniyetini beraberinde getirir.


Dış müşteri ile bu etkiyi yaratırken, iç müşterimiz olan şirket çalışanlarımızı da değer olarak görebilmek çevikliğin bize en önemli katkısıdır. Bu katkı, bürokrasi, katı kontrol süreçleri, korkutma, tehdit, adamcılık yerine, kendini güven içinde ortaya koyabilen, kendi potansiyelini fark eden ve yaşayan, inisiyatif alabilen, farklı deneyimler yaşamaktan kokmayan ve bu deneyimlerden öğrenen kişilerle birlikte çalışabilme olanağını getirir.


Yalınlık ve Çeviklik


10 sene boyunca otomotiv sektöründe deneyimleme şansı bulduğum “yalın yönetim sistemleri” ile çevikliğin kol kola olduğunu fark etmek de beni ayrıca heyecanlandırdı.


Her iki disiplinde de, israfı (yani müşteriye değer katmayan faaliyetleri, süreçleri) azaltmak/ yok etmek ve müşteriye “değer” sunmak kritiktir.


Her ikisinde de “insan odaklı” bir yönetim anlayışı vardır.


Her ikisinde de “odaklanmış, yetkin, motive ve sorumlu” çalışanlar organizasyonun kalbindedir.


Her ikisinde de “görsel yönetim” uygulanır.


Her ikisinde de denemek ve daha iyi gitmek için değişmek, dönüşmek işin kalbindedir.

İşte bu nedenle zaten, yalından gelen “değer akışı haritalama” gibi araçlar agile-çevik dönüşümlerde etkili bir biçimde kullanılır.


Çevik zihniyetin beni asıl vuran kısmı ise 2013’te koçluk eğitiminde öğrendiğim ve kişisel hayatımda ne zaman daralsam, sıkışsam beni bulunduğum duygu durumundan en etkin şekilde çıkaran ve her seferinde de o sıkışmışlıktan bir “anlam” ile çıkmama vesile olan “Öğrenen ve Yargılayan Zihniyet" kavram ile birebir örtüşüyor olması. 



Herhangi bir zorluk, problem yaşadığımızda çoğu zaman yargılayan zihniyette buluveririz kendimizi farkında olmadan.


Bu kimin hatası?

Bu neden benim/bizim başımıza geldi?

Nasıl kontrolü ele alabilirim?

Neden düşünemedim?

Neden uğraşayım?


gibi sorular geçer aklımızdan. Bu ve benzeri sorular ile bazen başkalarını bazen de kendimizi yargılarız. Başkalarını yargılarken sinirli, gergin, kavgacı, kendimizi yargılarken de mutsuz, kaygılı, huzursuz, yetersiz hissederiz. İster başkasını ister kendimizi yargılıyor olalım bu duygular bize iyi gelmez. Bu tür duygulara uzun süreli maruz kalmak sağlığımızı yitirmemize sebep olur.


Her ne yaşanırsa yaşansın, bu yaşananlar sonunda;


·        Burada küçücük bir doğru varsa bu ne?

·        Ben bu deneyimden ne öğrenebilirim?

·        Benim sorumluluğum ne?

·        Şu an neye ihtiyacım var?

·        Seçeneklerim neler?

·        Şu an mümkün olan ne? 


gibi sorular ile yaklaşmak bambaşka bir bakış açısı geliştirmemizi sağlıyor ve sıkışmışlık, darlık, kızgınlık gibi duygular yerini merak, heves, öğrenme, şükür gibi duygulara bırakabiliyor.


Agile – Çevik zihniyet ile organizasyonlarda hep öğrenen zihniyet ile yönetmek, şirket kültürünü bu değerler üzerine oturmak mümkün. Heyecanımın büyüklüğünün sebebi de bu 😊


Siz de bu dönüşümün içinde olmak istemez miydiniz?


Sevgi ve saygılarımla…

44 views